Posted by: deadora on: Temmuz 20, 2009
az önce bizim bakkal amca da hayattan çok zevk aldığını söyledi bana.. o da ibne olmuş sanırım.
ya da bu hayat beni yanlış yerimden sikiyor ki çok acıdı içim..
Posted by: deadora on: Temmuz 3, 2009
bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim
şöyle diyebilirim: gece yıldızla dolu
ve yıldızlar, masmavi titreşiyor uzakta
şakıyarak dönüyor gökte gece rüzgarı.
bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim
sevdim ben onu, o da beni sevdi bir ara.
kollarıma aldım bu gece gibi kaç gece
kaç defa öptüm onu sonsuz göğün altında
sevdi beni o ben de bir ara onu sevdim
o durgun, iri gözler sevilmez miydi ama
bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim.
yokluğunu düşünüp, yitmesine yanmakla
duyup geceyi, onsuz daha engin geceyi.
ota düşen çiy gibi, düşmekle şiir cana
ne gelir elden, sevgim onu tutamadıysa.
gece yıldız içinde, o yoldaş değil bana
hepsi bu. uzaklarda şarkı söylüyor biri.
yüreğim dayanmıyor yitmesine kolayca
gözlerim arar onu, yaklaştırmak ister gibi
yüreğim arar onu, o yoldaş değil bana
artık sevmiyorum ya nasıl, nasıl sevmiştim
sesim arar rüzgarı ulaşmak için ona
ellere yar olur. öpmemden önceki gibi.
o ses, ışıl ışıl ten ve sonsuz bakışlarla
artık sevmiyorum ya severim belki yine
ne uzundur unutuş ah ne kısadır sevda
böyle gecelerde kollarıma aldım çünkü
yüreğim dayanmıyor yitmesine kolayca
belki bana verdiği son acıdır bu acı
belki son şiirdir bu yazdığım şiir ona
pablo neruda
(sait maden çevirisiyle)
Posted by: deadora on: Haziran 9, 2009
önce acı esigi nedir ne degildir bunu anlatalim..
agri esigi diye de adlandirilan bu olay, agriya ve aciya dayaniklilik duzeyini anlatmak icin kullanilir. kadinlarin agri esiginin erkeklerden daha yuksek oldugu bilinmekte, bilimadamlari bunu kadinlarin dogurgan olma ozellikleriyle bagdastirmaktadir. bedensel agri esiginiz ne kadar yuksekse, bedensel aciya o kadar dayaniklisiniz demektir. bir nevii tahammul siniridir aslinda..
haliyle dusuk olmasinin da, yuksek olmasinin da avantajlari ve dezavantajlari vardir.. polip düsürüp! sonra da hic birseyim yok hadi gezelim diyen biri olabilirsiniz ve ertesi gün doktorunuza anlattiginizda size mavi ekran görüntüsü verebilir ki cok sancilidir bu polip olayi son raddedir, ameliyat gerektiren bir olaydir..
simdi de büyü dükkani isimli kitaptan bir alinti yapalim..
“herhalde savas atesinin tek hayali, zafer meşalesinin alevine dönüsmek olsa gerekir. zafer meşalesi ise ancak savastan arta kalan, yakilip yikilmis savas alanini aydinlatir. ne yazik ki savaslardan sonra görüp görebileceginiz tek sey budur. ve anlarsiniz ki, savasta önemli olan savaşma gücünüzden cok, aciya dayanma gücünüzdür!”
iste simdi tamda bu konuda birsey daha eklemek istiyorum, maddi hayatta yani fiziksel olarak bizler aciya dayandikca tahammul sınırlarimizda artmaktadir, örnegin yürümeye baslayan bir cocugun ilk düstügü zaman ki acısı ile sonra ki zamanlarda düsmelerinde ki acısı bir degildir (hatta sonra kafasini gözünü patlatir bana misin demez).. iste manevi hayatta ki acilarimizda bu sekildedir..
kimimiz cokta samimi olmasa da bir arkadasindan kazik yediginde bunu hazmedemezken bir digerimiz senelerdir bircok sey paylasmis oldugu sevgilisinden ayrilir ve hayatina devam eder.. böyle insanlari gördügümüzde “ne kadar gamsiz” deriz oysa ki bu gamsizlik degil sadece diger kisinin manevi tahammul sınırlarini coktan asmis olmasidir..
yasadigimiz maddi ve manevi kayiplar bizleri güclendirir, sadece karsimizda ki kisiler bunu algilar yada algilayamaz, kimisine hastalik hastasi derler aslinda agri esigi düsüktür, kimisine gamsiz derler oysa ki yasadiklari bir hayata sigmayacak kadar agirdir..
yazimi mevlana’nin bir sözüyle bitirmek istiyorum..
“ben ol ki bilesin”
Posted by: deadora on: Mayıs 30, 2009
gelecegim, bekle dedi, gitti
ben beklemedim,
o da gelmedi
ölüm gibi birsey oldu.
ama kimse ölmedi
Posted by: deadora on: Mayıs 27, 2009
Rob Roy isimli filmde, şöyle bir ifade vardı:
“Şeref, bir adamın kendisine verdiği bir hediyedir.” Eğer kalbindeki doğru olanı yaparak bir kadını onurlandırırsan, uzun vadede pişmanlık hissetmeyerek kendi kendini de onurlandırmış olursun.
Seks iki insan arasında bir bağ oluşturan esrarengiz bir şeydir. Problem şudur: daha çok kişiyle aramızda bağ oluşturdukça, bir kişiyi sevmemiz, bağlanmamız zorlaşmakta, ileri yaşamda sevecegimiz insana karşı bağlı kalmamız riske girmektedir. Seks yapıştırma bandı gibidir, daha çok yüzeye yapıştıkça yapışkanlığı azalır. Kısa bir süre sonra, herhangi bir şeyi yapıştıramaz.
Komik olan şudur: kültürümüzde zina kötülenir ancak evlilik öncesi seks bağışlanır, evlilik öncesi yaşanan ilişkiler zinciri hoş görülür, doğal veya modernliğin bir parçası olarak nitelendirilir. Eğer yaşam denkleminden zaman birimini çıkartırsanız, evlilik öncesi seks zinadır. Zinanın bir evliliği nasıl yaralayacak olduğunu hayal edebiliriz, belki de evlilik öncesi seks de neredeyse aynı sonucu oluşturur. Bir erkek ve kadın arasındaki potansiyel bağı yok eder.
Tanrı, bizi öyle bir şekilde yaratmıştır ki, O hariç hiçbir şeyden tam olarak tatmin olmamız mümkün değildir. İçimizdeki işlemciyi bu şekilde dizayn etti ve her birimizin hard diskine bu programı yerleştirdi. Birisi, “her birimizin içinde Tanrı şeklinde bir boşluk vardır” demiştir.
Bu yüzden insanlar kariyerlerini, sevgililerini, eşlerini, moda tarzlarını sürekli olarak değiştirme ihtiyacı duyarlar, çünkü her birisi tam bir tatmin duyacakları ve bilmedikleri bir şeyi ararlar. Bunu bir insanda bulamadıkları zaman bir düş kırıklığı ve acı hissederler, bazen de öfke. Bir sevgili gider, diğeri gelir, bu seferkinin diğerinden daha tatmin edici olacağını ve yolculuğun sonu olduğunu ümit ederiz. Asıl sorun şudur: Gerçek mutluluğa ve tatmine sadece ve sadece TANRI’da kavuşabiliriz!
alintidir.
Posted by: deadora on: Mayıs 21, 2009
aşkmış hiç olmayan bir tanrıya inanmak
anlamı olmayan kelimelermiş dualarımız
elini kesip bacağındaki acıyı unutabilirmisin?
yüzüme yapışmış bu yalanın izlerini hangi makyajla kapatabilirsin?
bana artık inanmadığım bir güneşi doğurabilirmisin?
ben kaybettiğin sesim,öldürdüğün melek
ben o’yum içindeki en büyük kayıp
kalbindeki siyah iz, yüzündeki sessizlik
sukünetle gömdüğün metanetle başında beklediğin
ben artık;
varım yok oluşundan doğan insan dilindeki..
Posted by: deadora on: Mayıs 20, 2009
kollarim kime sarilsa tad vermiyor senin disinda..
Posted by: deadora on: Mayıs 8, 2009
lili..
şu sahte yaşamından
sıyrıl bir daha…
ne olursun,
bırak tüm alışkanlıklarını…
göreceksin, yaşanıyor
ihtiyaç olmadan yardıma…
pek çoğu var
öğreneceğin dahası…
ileriye atacağın
her adımda…
karşına çıkacak
her sorunda…
ben olacağım senin yanında
ortasından geçeceğin
her sokakta…
evvelinde bulunmadığın
mekânlarda…
ben olacağım senin yanında…
lili…
biliyorsun bizim gibiler için
bir yer var hâlâ…
her damarda dolanır
aynı kandan…
seni melek yapanın
kanatlar olmadığını anlarsın…
tek yapacağın
çıkarmak kötülükleri aklından…
ileriye atacağın
her adımda…
karşına çıkacak
her sorunda…
ben olacağım senin yanında…
ortasından geçeceğin
her sokakta…
evvelinde bulunmadığın
mekânlarda…
ben olacağım senin yanında…
lili…
bir busedeki göz açıp kapanmada
bulacağız cevabı…
it tüm korkularını
gölgelerin derinlerine…
benzeme sakın
renksiz bir hayalete…
çünkü hayatın
en güzel resmi senin içinde…
ileriye atacağın
her adımda…
karşına çıkacak
her sorunda…
ben olacağım senin yanında…
ortasından geçeceğin
her sokakta…
evvelinde bulunmadığın
mekânlarda…
ben olacağım senin yanında…
Posted by: deadora on: Nisan 27, 2009
Evet sevgili dostlar, bilirsiniz 23 Nisan sabahı hürmetli büyüklerimiz koltuklarını çocuklara bırakırlar. O kör olmayasıca çocuklar bilmiş bilmiş konuşup ağızlarımızı açık bırakıp ananelerimizden “bak şu sıpaya” şeklinde küfürle karışık övgüyü alırlar ya. Heh işte bugün de ben küçülüp sevgili “büyüğüm (!)” deadoranın mekanını bi miktar işgal edeyim istedim.
Bana kalbi kadar temiz bu sayfayı ayırdığı için öncelikle kendisine teşekkür ediyorum. Ardından bu cümleyi ilkokul sıralarında arkadaşlarımızın anı defterlerine yazan insanların ergenekon örgütü tarafından kurşunlanarak bu dünya ile ilişiklerinin kesildiğini bilgisini vereyim. Geçen gün yan komşunun saksınını kazdılar ordan biliyorum.
Efendim bu temiz sayfayı ayırdı ayırmasına ama ben o koltuk senin bu koltuk benim tepinip durmaktan ancak 4 gün sonra oturabildim buraya. Yalan lan, atari oynuyodum anca bırakabildim. Bizim bilader, marioyla kıçı kırık prensesini kurtarma peşindeydim. Atari dedim de, o atarideki ördek vurma olayının nasıl çalıştığını hala bilmiyorum. Hani tabancası vardı. Televizyona ateş ederek oynanırdı hani. Ulan mühendislik bitirdim utancımdan hocalarıma soramadım. Çocukluğumda onun çalışma prensibi inceden kıllandırırken stresimi de Süper baba dizisiyle atar kendime gelirdim. Ah, ordaki süper babanın oğlu, okulda ağzı burnu kırılınca böyle izbe bi yerde müthiş bilge bi kareteciye rastlayıp karete öğrenip o çocuğu haşat ediyodu ya. Sonra yazdığı kıza verdiği hava da cabası. Ordan gaza gelip uyuz olduğum Tarık diye bi çocuğu dövmeye kalkmıştım. ilkokul 3. En son kolumu kıracak gibi olduğunu hatırlıyorum sonra da kaçışımı. Ama o çok iriydi lan. Hatırlıyom 5. sınıfta da hala okuyamıyodu. Bu yazıyı sonuna kadar kim okuyacak onun da istatistiğini tutmak isterdim. İstatistik. Nası kelime lan bu. Ruh hastası işi. Ruh hastası deyince aklıma kamil seven adam geldi. Alla alla. Yav aslında çocukluk yıllarında başımdan geçen ürpertici bir o kadar da iç gıdıklayıcı (iç gıdıklayıcı:cümlede kullanmak bile acayip) anılarımı anlatıcaktım. Sapıttım bi miktar. Zehtiyan gibi bişey oldu bu. İç karartıcı. Neyse ben uzayayım hafiften. Başkasının mekanında boru üflemenin yan etkisi heralde. Hadi 1 haftalığına kalsın bu yazı burda.
deadoraaa sevgili dostumu da pek bi severim. Bu kıyağı için tekrar teşekkürler :)